Tam 35 bölümdür, yani yaklaşık 35 haftadır antik yollardan, antik zaman yolculuklarından, kaşiflerden bahsediyorum.

Roma'nın hakim olduğu toprakların neredeyse tamamını örümcek ağı gibi kaplayan yol sistemi sadece basit bir başarı değildi. Bu yollar sayesinde dünyanın en güçlü imparatorluğu kuruldu ve yüzyıllarca ayakta kaldı. Avrupa’da ki büyük kent merkezlerinin yerlerini dahi işte bu yollar belirledi.

Ama yolların ilk mimarları Romalılar değildi. Romalılar’da bu yolların yapımını M.Ö. 9.yüzyılda Toskana’ya yerleşen gizemli bir halktan öğrendiler. Etrüskler’den.

Etrüskler tarih sahnesinde bulundukları 500 sene boyunca inanılmaz mühendislik becerileri geliştirdiler. Hatta hidrolik mühendisliğinde akıl almaz şeyler yaptılar. Kanalizasyon, su kemeri, köprü ve tam da bizim konumuz olan kanallı yol yapımını Romalılara öğrettiler.

Romalılar M.Ö. 150 yıllarında Via Egnatia’yı Selanik’e doğru inşa etmeye başlattıklarında amaçları Yunan şehir devletlerinin kavşak noktasına bağlantı sağlamaktı.

Bunun devamında yolu bugünün İstanbul’u Byzantium’a bağladılar. Artık işleri daha kolaydı. Asurlular, Persler, ve Yunanlılar Anadolu’da zaten bir yol ağı geliştirmişlerdi. Romalılara bu yolları iyileştirmekten başka bir iş kalmamıştı.

Bu gelişmeler ile M.Ö. 2. yüzyılda Akdeniz neredeyse tüm kıyıları boyunca yollar ile çevrilmişti. Bir çok Avrupa kentinin ana yollarının altında aslında Roma yolları vardır. 

Şu anda kullandığımız ana yolların bir çoğu antik yol güzergahlarına, antik yolların üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle de maalesef çoğu yolu bulamıyoruz.

İspanya’da Zaragoza, Kordoba, Merida… Fransa’da Lyon, Rheims. Britanya’da Londra, İtalya’da tabi ki Roma, Milano ve Aquileai. Küçük Asya’da Pergamum, Efes, ve Apamea. Kuzey Afrika’da ise Tunus’ta Kartaca, Cezayir’de Tebessa ve Konstantine. Tüm bu şehirler Roma yol sisteminin odak noktaları idi.

Roma yollarının en önemli özelliği nedir biliyormusunuz? Rotaları direktir. Düz alanlarda hiç sapmadan dümdüz ilerler. Asıl amaç her mevsim koşulunda ulaşımın sağlanması olduğu için  altlarında su kanalları olurdu ve sağlam temelleri vardı. Trafiğin yoğun olduğu yerlerde ise taşla kaplıydılar. Engel çıkaran kayalar kırılırdı. Yekpare kayalar ekmek keser gibi yukarıdan aşağıya doğru oyulurdu. Anadolu’da da bir çok örnek hala vardır. 

Tepelerin olduğu dağlık arazilerde ise yolları yamaçlardan geçirirlerdi. Yollar yamaçların kıvrımlarını takip ediyordu. Bunun nedeni sellerden korunmaktı. Tabi askeri strateji ile de ilgiliydi. Yolun bir tarafında eğim olması o taraftan gelecek saldırılara karşı yoldakileri korurdu.   

Nereye yol yapılacağı belirlendikten sonra iş mühendislere düşüyordu.  Önce yolun izleyeceği rota saptanırdı. Sonra yapıma başlanırdı. Koşulların ilkelliği göz önünde bulundurulunca bu işin ne kadar zor olduğu tasavvur edilebilir. Sık sık yanlış ölçümler ve yanlış eğim hesaplamaları yapılırdı doğal olarak. Sonra yol yatağının hangi malzemeyle döşeneceğine karar verilirdi. Kısaca inanılmaz meşakkatli bir işti. 

Uzun lafın kısası medeniyet çok kolay yayılmadı. Gelişme bir parmak şıklatmasıyla olmadı. Uzun, yorucu, engebeli, çok çok kavgalı bir süreçti. Aslında laf aramızda bu süreç henüz sonlanmış değil. Medeniyetin ulaşamadığı yerler ve insanlar hala mevcut...

© 2017-2018 To The Top All rights reserved.
Developed by web-studio NaturalArt